Ana içeriğe atla

O Şehre Dönüş

O Şehre Dönüş

İlk boş haftasonumda Hollanda kacamagi yapip, hem mezun olan arkadaslarimi kutlamak, hem de belli bir sure yasadigim yere geri dondugumde hislerimin ne yonde olacagini gormek istedim. Nasil mi? Soyle ki; Hollandaya alisma surecim zordu. Ondan once Almanya Dusseldorfta 6 ay ikamet etmistim ve Hollandadayken Koln’e 2 gunlugune gitmek beni sanki yeniden evimdeymisim, kendi rahat alanimdaymisim gibi hissettirmisti. Oyle zor bir alisma surecinden sonra Hollandaya geri donmek nasil olacakti kestiremiyordum.

   Seyahatimin oncesindeki hafta calistigim kurumda fazladan 9.5 saat calisarak, haftasonuna cuma gununu katabilmeye calistim. Persembe aksamustu yola ciktim. Persembe gunu, esasinda biraz olayli baslamisti. Calistigim kurumda teslim etmem gereken bir belgeyi, sirket servisinde unutmustum ve onu sabah yeniden kendime ulastirabilmek epey bi’ heyecanli oldu. En nihayetinde o haftaki islerimi tamamlamis ve seyahatime cikmaya hazirdim. Yola koyuldum. Havaalanina ulasmam tam tamina 3 saat surdu. :):) (Yine de hic sikayet etmedigim Istanbul sehrine hala kalp dolusu sevgiler gonderiyorum...)


  Ucakta yedigim brownie(😍)  simdiye dek yedigim en leziz brownie idi, o yuzden geri donus ucagimin da ayni firmadan olmasina cok seviniyordum. Lakin bu hikayenin devaminda donuste o browniyi yeniden vermediklerini bilmenizi isterim. (Sansli ben minimum 300 kaloriden kurtuldum.)


   Schiphol Havaalanina vardigimda, ben Turkiye’de iken iletisimimizin hep devam ettigi bir arkadasim beni havaalanindan aldi. Beraber aksam yemegine gittik. (Tabi ki yedigim brownienin tadi damagimda, kalorisi aklimdaydi.) Amsterdam Dom u karsimiza aldigimizda soldan devam eden sokaktan girerek bir restauranta vardik. Persembe aksami olmasina ragmen, bos bir masayi zor bulduk. Cok guzel bir dizayni vardi, ben zaten los sari/turuncu isikla dizayn edilmis bir mekana hayran kalmadan edemem. Burada aksam yemegimizi yedikten sonra ertesi gun icin Zaandam’a gidip bisiklet kiralayip oradan Zaanse Schans ‘a gitme plani yaptik.


 Hollanda’da kaldigim donem bu Zaanse Schans denilen yere gitmek icin nedense hic zaman ayirmamistim. UNESCO World Heritage Listesinde bile olan bu yeri esasinda cok hafife almisim.


     Kucuk bir köy burasi. Cikolata fabrikasi var ve her yer cikolata kokuyor. Cikolata kokusunun bu denli yogun oldugu baska bir yer belki yalnizca Belcikadaki waffle dukkanlarinin tam önüdür diyebilirim. Wooden shoes dukkani var; o cok unlu Hollandali ciftcilerin tahta ayakkabilarinin yapimini gösteriyorlar ve dukkanin bas kosesine elmastan yapilma bir ayakkabi cifti koymuslar, parilparil... Burada beni en cok mutlu eden 2 seyden bahsetmek isterim. Bunlardan biri arkamda Turkce konustuklarini duydugum Kirgizlarla tanismam sonucu ogrendigim bir bilgi olan; o unlu Albert Heijn‘in dunya uzerindeki ilk dukkaninin burada, tam karsimizdaki dukkan olmasi. Kucucuk icinde neredeyse hicbir sey yok. Oradan Hollanda’nin en buyuk supermarket zinciri kurulmus. O kucuk ‘bakkal’ hala acik ve is yapiyor. 

   Digeri ise cok kisisel bir sevinc esasinda. Ben her gittigim yeni köy, kasaba, sehirden anahtarlik alirim ve souvenir shopa ugradigimda, ucak seklinde kupeler buldum.  Son 4 aydır uçak motorları ile ilgili çalışıyorum ve gördüğüm gibi bu küpelere aşık oldum. 3 gun boyunca da ayni kupelerle dolastim. Bu durum yaptigi isi sevenler ve etrafindaki nesnelerle ve ya gunluk sohbetleriyle iliskilendirenler icin anlamasi kolaydır ve gülümsetmiştir.  


Zaanse Schans
    Simdiye kadar hep yeni yerler kesfediyordum. O biraktigim Hollandaya geri donmusum ya da burada kendime ozgu rahat bir alanim varmis gibi pek hissetmiyordum. 
   Aliskanliklarimin bir parcasi degildi hala bu sehir. 
   Kiraladigim bisiklet bile handbrake e sahip degildi ve hayatimda ilk kez pedalbrake sisteminde bisiklete biniyordum... 
   Dusundugum gibi degildi yeniden ayni ulkeye donmek.

   Taa ki aksam için toplanacağımız, o insanin icini isitan, zamanında benim veda partimin de yapıldığı eve gidene kadar. Hollandadayken calistigim yerde tanistigim herkesle, geleneksel olan bir veda partisinde bulusacaktik. 3 kisi master tezlerini bitirdiler ve universiteden mezun oluyorlardi. Onlarin veda partisi ve benim donus partimi, her zaman oldugu gibi bu partileri organize etmekten asiri keyif alan; Ashish’in evinde kutluyorduk. Oraya erken gitmeye calistim. Gittigimde Fransiz arkadasim(Anne) yemekler icin Ashish’e yardim ediyordu. Onu görmek bile anında içimin kıpır kıpır olmasını sağladı. Hemen esyalarimi birakip aksam icin hazir oldum. Yavas yavas ev kalabaliklasiyordu ve o kalabaligin samimiyetini hissetmeye basliyordum. Burada geçirdiğim vaktin ne denli değerli ve bulunması çok zor olan bir vakit olduğunu Türkiye'ye dönerken farkettim esasında. O yüzden bu yazıyı yazıyorum... 

   Ertesi gun Ashish ile beraber Volendam diye adlandirilan Hollanda'nin en geleneksel halini gorebilecegimiz bir balikci köyüne dogru yola ciktik. 
    Balik  taze ve lezzetli tabiki. 
    Bu köy benim ev arkadasimin ailesinin yaşadığı yerdi. Uzak ve tren yolu olmadigi icin gitmemistim daha once. Cok kucuk bir köy. Minik minik oyuncak gibi evler var.  Çok ilginç bir bilgi olarak; her evin camı pasparlak ayrıca komşular birbirlerinin cam temizliğini çok umursuyormuş. 
   Hizmet sinirlarini asmis bir vapur ile Marken Adasina gectik oradan. Ruzgarin sesi tiz bir ıslık gibiydi. Tabi ki ruzgarin akisiyla ilgili tartismayi ihmal etmedik. :D  Marken cok kucuk bir yer ve hava cok soguktu.  Dolayisiyla Marken içinde kisa kalmak tercihimdi. Hizli bir tur yaparak sonraki vapur ile Volendam'a donduk. Balik alarak arabaya koyulduk ve donus yolunda yemegimizi yedik.
   Ertesi gun ucagimin ogleden sonra olmasi ve sabah dukkanlarin pazar gunu sebebiyle 12'de aciyor olmasindan dolayi, olabildigince sehre erken varmaya calisiyorduk cunku ben Turkiye'deki arkadaslarima ve aileme henuz hic bir hediye almamistim. Bir de ozel istekler vardı. Şehre erken varmak en mantıklısıydı. :D Dukkanlarin kapanmasina 1 saat kala yetisebildik ama herseyi alabildim. Tek bir handbag ile gittigim icin, bu aldiklarim icin kucuk bir valiz daha almam gerekti. 
Donus yolu biraz ağır olacak gibiydi.
   Bunlarin ardindan dun akşam gorusemedigim bir kac kisi daha kalmisti ve onlari gormek icin plan yapiyorduk. Ben Hollanda'dayken bana bircok konuda yardimci olan tek bir Turk vardi. Onu da hemen aradim ve aksam icin davet ettim.  Kendisi Hollanda vatandasi artik ve bircok arkadasimin mentörlüğünü yapiyor. Muazzam bir kizi var, Duru(15). Kendisi beni kirmadi, bize katildi ve tum ekibi gece boyunca eglendiren, keyiflendiren kisiydi. Yasi hepimizden buyuk olmasina ragmen en az bizim kadar enerjikti. O aksam Hollanda'da Halloween kutlaniyordu zaten. 3 ayri mekana gecerek sabaha kadar eglendik. Ertesi gun ucagim vardi ve baska bir programim yoktu. Istedigim kadar uyanik kalabilirdim. O aksam yeni master ogrencileri de bize katildi. Bunlardan 2 Italyan, Andrea ve Giuseppe, benim daha once kaldigim evde kalmaya basladilar. Birisi benim eski odamda kalıyor ve hatta eski ofis masamda çalışıyor. 

   O aksam ve onceki aksam oradaki herkes,  bu gecen sure icinde hayatlarinda buyuk adimlar atmislardi. 
   Hepimiz icin gecis surecleri cok farkli isliyordu ve bu sureclerde kariyerlerimize verdigimiz yonler belirginleşiyordu. 
   Kimi yeni bir is bulmustu, kimi yeni bir doktora programina kabul edilmisti. Hatta ve hatta soyle degisiklikler de vardi: Birinin esi hamileydi, biri yeni araba almisti, biri evlenmeye karar vermisti... 
   Soyle bir cerceveden bakalim; bu bahsettigim insanlarin arasinda yalnizca 2 Hollandali var. 
   Hepsi Dunya'nin farkli yerlerinden,  iyi universitelerde egitim alarak buralara kadar gelmis ve hayatlarinda hemen hemen hepsi yeni sayfalar aciyor.
    Bu surece taniklik ettim. Gozlerimle kendi hayatlarina actiklari yeni sayfayi ve o sayfaya yazdiklari ilk cumleleri goruyordum.

   Ornek verecegim bu noktada bir arkadasimdan; Çin'den gelip, masterini Delft'te yapip ECN'de ise giren Bo. Çin'deki kiz arkadasiyla evlenmisti. Ben Hollanda'dayken esi Hollanda'ya tasindi. Ingilizce bile bilmiyordu kizcagiz. Is buldu. O donem Ingilizcesini gelistirmeye calisiyordu. Beni evlerine (1+1) aksam yemegine davet etmisti ve cok guzel bir bag kurmustuk. Ben dondukten sonra da Bo ile ara ara iletisimdeydik. Ancak esinin hamile oldugunu bilmiyordum. Kendilerine daha genis ve ebeveynlerinin de geldiklerinde kalabilecekleri bir ev satin almislar. Bu sadece yüzeydeki bir ornek. 


 O kisacik(?)  3 gunun bana kattiği şeylerin fazlası da var; boylesine bir insan grubunun hayatlarindaki degisimlere tanik olmak ve onlari yeniden kesfedebilmek, bakislarindaki farkliliklari yakalayabilmek muazzam bir deneyimdi. Basari ozguven getirir. Kimisinin ozguveni cok daha yuksekti artik konusurken.  Mutluluklar kisiyi daha aktif bir hale getirir. Kimi cok daha enerjikti. Tüm bunları ben gözlemlemedim esasında tüm bunları hep beraber o "an"larda paylaştık. Sizi yabancı hissettirmeyen duygunun çıkış noktası bu ve daha fazlası gibi paylaşımlar değil midir zaten?


    Evet. Dunya'nin bambaska yerlerinden bambaska insanlarla, bambaska bir ulkedeyken bile hala evinizdeymis gibi hissedebilirsiniz.


Ben hissettim.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tesla Yeni Model Y Türkiyedeki İlk Satışlardan Nasıl Satın Alabildim? İşte Tüm Hikaye...

Selamlaaar, bir süredir buralara hiç uğramamıştım. Bu blog yazımda çok heyecanlandığım 2025- Tesla Yeni Model Y SR aracımı 22 Mayıs 2025'te nasıl sipariş verebildim, süreç nasıl ilerledi paylaşabilmeyi planlıyorum.  🔧 İçten Yanmalı Motordan Elektrikli Maceraya    Bir makina mühendisi olarak Almanların içten yanmalı motorlarından hiç vazgeçmemiştim. Alman Bavyerasından gelen A3'üm ve Stuttgarttan gelen A200'üm ile totalde bir 7 sene geçirdikten sonra, geçtiğimiz perşembe günü, "kırmızı ateşin kızı"nı sattım ve Tesla sürecimi ciddi olarak ilerlettim.  🌐   Ben daha önce bayide Volvo’nun EX40 modelini incelemiştim. Ancak araç sağlamlıktan hariç olarak, tasarım ve ara yüzler açısından içime sinmediği için üzerinde bile durmadan geçmiştim. Tesla Yeni Model Y’nin tasarımını, ön ve arka lambalarını gördüğümde çok şık buldum. Menzili de benim için oldukça ideal. Fiyat açısından da şu anda Türkiye’de yeni model olarak satın alınabilecek oldukça keyifli bir araç. Premium...

2023 - Como Gölü ve Eve Dönüş Hikayesi

 En son blog yazacak derinliğe ne zaman inmiştim hatırlamıyorum. Şimdi biraz pası atma zamanı.  2023 Kasımda Amerikadan dönerken, Italyaya bir iş seyahati yapmıştım. Ardından Como Gölüne gitme fırsatım oldu. Madonnadan Gianni Versaceye, George Clooneyden Ronaldinho'ya kadar herkes bir şekilde buraları keşfedip, kendilerine göl evleri almışlar. Feribot turuna çıkıp göl evlerini keşfetmek mümkün.  Como Gölünü oluşturan Bellagio, Menaggio ve Varennayı ziyaret ettim. Y şeklinde olan bu gölün her bir köşesi ayrı güzel. Feribot seferleri gün boyu tüm bu göl üzerinde birçok noktaya gidiyor.  Feribotta bir çiftle tanıştım. Türk müsün diyerek yanıma geldiler :) Çok tatlı, yeni yerler keşfetmeyi seven avukat çiftimizle Varennadan Menaggioya geçene kadar sohbet ettim. Hatırlayabildiğim kadarıyla Bursada yaşıyorlardı. Kendi hallerinde ve kendi yağlarında kavrulan bu çift hakkında sonrasında bir süre düşündüğümü hatırlıyorum. İkisi de birbirlerine ve kendilerine güvenen orta hall...

Buluş Benimle

Michelle Gurevich'ten Kiss in Taksim Square isimli parçayı açtım, tekrarlama butonuna da 2 kere bastım Spotifyda. Bu farklı bir blog serisinin ilk yazısı. Aklımda yağmurlu hava yüzünden sörf yapmaktan vazgeçip, tarihi yapılarla haşır neşir olma fikriyle İznik'e gidişimiz var. Türkiye'de, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi farklı ve eski medeniyetlerin izlerini taşıyan Bursa'nın İznik ilçesinin tarihi kıyı bandında kendimize sandalye atmalık bir yer seçtik.     Sahilin resmini de hemen aşağı bırakıyorum. Böylelikle tam pandemi döneminde hiç bir restaurant/kafe açık değilken kendinizi yola atarsanız İznikte bulabilirsiniz. Resmi kendim çekmedim. Google sağolsun. Neyse oturunca baktık göl, yeşillik, sahil, sakinlik... Hava biraz soğuk ama bulutların ardından güneş vurunca mis gibi ısıtıyor. Arkadaşım ayak bileğini kapatan çorap giymiş üşümüyor. Güneş bulutun arkasında kaldığında, benim ayak bileklerim üşüyor biraz. Ama berem var keyfim yerinde, yarın sinüzit ağrısından...