Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Köln Noel Pazarında Olmak

"Köln Noel Pazarında olmak bir ayrıcalıktır. " demiş Almanlar.    Dedikleri kadar da var sanırım. 101 adet Christmas Markt kurmuşlar şehre ve Noel'e özel ne arıyorsanız fazlasıyla bulabiliyorsunuz. Tabii bir şey aramanıza gerek bile yok esasında, sadece görkemli ışıklara ve mis kokulara kendinizi bırakırsanız yeterli olacaktır. Haftasonu orada olduğumuz için gerçekten çok kalabalıktı.   Cathedral Christmas Markt   Orada olmak özellikle biz Christmas'ı kutlamayan milletler için gerçekten rüya gibi bir şey oluyor. Hz. İsa'nın doğumunun kutlandığı bir Hristiyan Bayramı olsa da atmosfer ve kutlamalar herkese hitap edecek şekilde. Bu kadar eski bir bayramın hala bu kadar coşkulu ve uzun bir süre boyunca böylesine kalabalık bir şekilde kutlanıyor olması gerçekten olağanüstü doğrusu.      Sabah 5.10 da evden çıkıp, ofisten bir arkadaşımla beraber Amsterdam Amstel'den , Amsterdam Erasmus grubu ile yola çıktık. Neden Erasmus grubuyla yola çıktını...

Onların Noel Babası Değil Sinterklaasları Var

   Hollanda'da 2 adet Hollandalı ev arkadaşımla kaldığımdan, Sinteklaas bayramını (Santa Claus), bizim dilimizce Aziz Nikolas Kutlamalarını çok coşkulu bir şekilde onlarla beraber kutladım. Onlardan bir tanesi küçüklüğünden beri her yıl bunu çok severek ve isteyerek kutladığını söyledi. Evin etrafını ışıklarla süsledi.    "Hollandalılar'ın en sevdiği Türkiyeli" olarak da geçen Aziz Nikolas'ın Antalya, Demrelili olduğu söylenmekteymiş. O dönemde Aziz Nikolas'ın çocuklara, baca temizleyicilere, gezginlere ve özellikle de denizcilere yardım eden bir kişilik olarak bilinirmiş. Şu sıra onun bir Türk olduğundan pek bahsedilmiyor. Hikayenin o kısmını çok dikkate almıyorlar.    Her yıl çocuklar ona istek mektupları yazarlarmış. İspanya'dan Hollanda'ya gemisiyle ve gemisindeki hediyelerle gelen Sinteklaas'ın bir de Zwarte Piet (Kara Peter) isimli yardımcıları var. Halktan herhangi birileri onlardan olabiliyor. Ofisten bir arkadaşımın kız arkadaşı da...

Sudan Çıkmış Bir Balık Gibi

  15 gündür ilk kez bilgisayarın başına geçip bir şeyler karalama fırsatı buldum. Supervisor ım Hollanda da değil ve benim şuan canım proje çalışmak istemiyor, daha Salı olmasına rağmen aşşırı yorgunum. Kısacası öğle arası öncesi azıcık kaytarıyorum denebilir. Birkaç gündür yazacaklarımı da kafamda tasarlıyordum, zaman aşımına uğratmadan paylaşmak istedim.    İlk hafta gerçekten çok zordu; alışma süreci başlığı altında toplayabileceğim tüm personal failure durumlarını   yaşadım. Vizem beklenenden 4 gün geç çıktığı için oturum kartım da 4 gün gecikti. Resmi olarak ayın 1 inde başlamam gerekirken ayın 6 sında başlayabildim, bunun yanı sıra İngilizce gramerini katletmemden tutunda, iş yerinde fermuarımın bozulması ve 1 gün fermuarım açık gezmem, bir sabah yanlış otobüse binip şehrin diğer bir ucuna gidip işe 2 saat geç gelmem de dahil olmak üzere, yemek yaparken mutfakta elim ayağımın birbirine karışması ve ev arkadaşlarımın yanında şapşirik gibi davranmalarım da bu s...

Hollanda'ya Taşınma Süreci

     Uçaktan bildiriyorum… Birkaç küçük hikayem var Amsterdam yolculuğumun sebepleri olan, bir de biraz burukluk götürüyorum yanımda. Avrupa’nın en büyük enerji enstitüsü olan ECN araştırma enstitüsünde bir projeye dahil olmak için kabul aldım. Tabii bu kabulü almam tam olarak 3 ay önceydi. 3 aylık bir prosedür döneminden sonra nihayet bugün uçaktayım. İstanbul Universitesinde Makine Mühendisliği Bölümü son senesinde mezun olabilmek için yapmak zorunda olduğumuz 2 adet proje vardır. Makine ve bitirme projeleri. Daha önce Almanya’da erasmus programındayken makine projesini çoktan alıp AA ile vermiştim. :D yine de 2 adet uzun soluklu proje yapmayı tercih ettim. Bunlardan bir tanesini koldaki kaslardan aldığı sinyaller ile çalışabilen bir robot el, diğeriniyse rüzgar türbininin yapısal modellenmesinin ve analizinin Linux işletim sistemi üzerinden yapılarak Python ile optimizasyonu şeklinde seçtim. Bitirme proje hocamdan daha önce ders almamıştım ama kendi alanın...

Günübirlik Kopenhag Macerası

    Kopenhag'a gitmeye karar verdikten sonra Düsseldorf üzerinden Megabus ile önce Hamburg'a oradan da Kopenhag'a otobüs bileti aldık. Bu sayede geceyi otobüste geçirip otel masrafını ortadan kaldırmıştık. Zaten Megabus Almanya'da enn uygun ulaşımdı. :D     Hamburg'tan Kopenhag'a yolculuk benim için en zor ve zahmetli olandı açıkçası. Megabus 3 euro olduğu için tüm homeless lar bizimle aynı otobüsteydi ve çok kötü bir kokuyla gece yolculuğu yapıyorduk. Almancamız çok iyi olmadığından ve şoförde İngilizce bilmediğinden gece üçte anonsu hiçbir şekilde anlayamamıştık. Bir anda herkes otobüsten indi; çok uykum vardı inmeyi düşünmüyordum. Pencereden baktığımda tamirhane gibi bir yerde olduğumuzu uyur uyanık hatırlıyorum. Yine de inmeyeceğim diye tutturmuştum nedense. Alman şoförün başıma gelip bana bağırması ile inmek zorunda bırakılmıştım. Meğer Rodby Sogn- Fehrmarn arasında arabalı feribottaymışız.Yaklaşık 45 dk sürdü Baltık Denizini geçmemiz.   K...

Sağlıklı Bir Yaşama İlk Adımlar

    Son zamanlarda yeni bir trend olarak hayatımıza yerleşen en güzel şeylerden bir tanesi de spor yapma ve dengeli beslenme alışkanlıkları . Sosyal medyada her an her yerde bu tarz ipuçlarını ve önerilere denk geliyoruz. Madem öyle size 7 aylık serüvenimden bahsetmek istiyorum.    8 yaşımdan beri spor ağır yada hafif olarak hayatımın hep bir döneminde oldu. Lise 2 ye kadar lisanslı voleybolcu ydum. Ağabeyimin Odtu'de okuyor olması ile birkaç kez onla beraber Capoeira dersi alıp kendimi voleybol antremanlarımda biraz geliştirdim. :) Malum sistem yüzünden lise 3-4 yıllarımda üniversite sınavına hazırlanmakla geçirdiğim için spor yapmaya fırsatım olmuyordu. Yalnızca kafa dağıtmak adına latin dans eğitimi alıyordum. Ama özellikle geriye dönüp baktığımda dengesiz beslenmemle beraber üniversiteye başlamadan hemen önceki sene 2-3 kiloyu güzel güzel alıp bünyeme yerleştirmişim. Üniversitenin ilk senesinde yine voleybol takımına devam ettim taa ki parmak çatlaklığı geç...

Küçük Bir Kelebek Etkisi

       Floransa'ya gidince Michelangelo Tepesinde gün batımı izlemeden dönmek olmazmış. Floransa katedralinden başlayıp tepeye kadar yürüdük. Bu yazımda anlatmak istediğim şey Floransa'nın güzellikleri değil; gün batımını beklerken tanıştığımız yaşlı bir İngiliz çift.        Oturmuş manzarayı izliyorduk. Fotoğraf çeken yaşlı bir kadını farkettim. Yaşlı adam gelip eşinin elindeki fotoğraf makinesine bakıp yeniden yerine dönüp poz veriyordu. Bu döngü aralarında 7-8 kez yaşandı, diğer insanlar onların kadrajına girmemek için fotoğraf çekimini bekliyorlardı.       Yaşlarından dolayı olsa gerek hareketleri biraz zaman alıyordu ve insanlar çokta sabırlı davranmıyorlardı onlara karşı. İngiliz çift kendilerini biraz rahatsız hissetmiş olacaklar ki dönünce onlara gülümseyerek bakan beni gördüklerinde kısa hikayelerini hemen paylaşmak istediler. Yaşlı adam elinde fotoğraf makinesiyle eşinin çektiği fotoğraflara bakıyordu. Kadın ise he...

Düzendeki Karmaşa: F. Gehry

Frank Owen Gehry; tabi siz onu daha çok Prag'taki Dancing House ile biliyor olabilirsiniz. Düsseldorf'ta kaldığım dönem bir y. mimar olan ağabeyimin önerisiyle ziyarete gittim Gehry'nin binalarını görmeye. Kendisi Dünyada dekonstrüktivizmin öncülerindenmiş. Nedir bu dekonstrüktizm peki? Şöyle ki , söz gelimi postmodern mimari bir akım. Yapısal olarak her şey çok net ama baktığınız zaman yüzeylerle oyun oynayarak kafamızı karıştıran mimarların dahil olduğu bir akım diyebilirim sanırım. Frank Gehry'nin bu görsellerdeki binaları Düssedorf'ta şehir kulesine çok yakında. Arkanızı Ren Nehri'ne döndüğünüzde bu harikulade karmaşıklıkla karşı karşıya kalıyorsunuz. Çok sefer hem Gehry'i hem de Düsseldorf kulesini aynı kadraja alarak fotoğraf çekmeye çalıştım. Sonra farkettim ki; Gehry'nin yapılarında yalnızca bir odak vardır. Bulundukları yerde, etrafınızda muazzam düzende bir peyzaj var, girişteki sokaklar, otobüs dura...

Belçika’da Çikolata ve Ortaçağ Kenti Brugge

     Gezimizi Paskalya tatilinde Brüksel’den başlattık. Günü birlik Brugge’e uğrayıp, Brüksel'de şehrin dışında kalan Atomium ve Mini Europe kısımlarını dolaşarak tamamladık.      Brüksel’in çarpık kentleşmesi sebebiyle yapılar çok düzensiz inşa edilmiş. Ancak bunu avantaja çevirme fırsatı bulmuşlar ve her düzensiz yeri müthiş graffitiler ile donatmışlar. Bazıları şehrin simgesi bile olabilmiş.      Benim ilgimi en çok çeken şey çikolata müzeleri olmuştu. Müzeler dedim evet, şehirde birden çok çikolata müzesi var ve bazıları workshoplara sahip. Yani senin olmasını istediğin çikolatayı yapmana yardımcı oluyorlar. Çikolata kökenini ve yapısını öğrenebildiğiniz gibi, her dükkanda istediğin çeşitte istediğin tatta çikolatayı bulabilmek mümkün. Bazı küp çikolatalara çubuklar batırarak dondurmuşlar ve bunları kaynar süt içinde eriterek sıcak çikolata olarakta deneyebiliyorsunuz. Çikolata dediğimizde çikolatanın en çok yakıştığı şeyi de...

Amsterdam'da Kral Günü Kutlamaları

Hollanda son zamanlarda herkesin uğrak yeri oldu gibi. Avrupa gezisine çıkıldığında Amsterdam’a uğramadan olmaz doğrusu. Amsterdam’da her yıl kutlanan Kral Günü’nde (Koningsdag) orada olmalısınız. Yaklaşık 1 milyon kişinin katıldığı King’s Day son 50 yıldır Amsterdam’a 1 milyon kişinin gelmesiyle bir sokak festivali şeklinde kutlanıyor. İlk defa 1885 yılında Prenses Wilhelmin’nın doğum günü kutlamasıyla başlamış bu eğlence sonradan Kraliçe Beatrix’in tahtı en büyük oğullarına bırakılınca da isim Kral gününe dönmüş. Tam baharın geliş zamanları, tüm şehir eğleniyor. Kraliyet ailesinin isminden gelen “oranje” sebebiyle şehrin konsepti turuncu. Buna turuncu çılgınlığı (oranje craze) da diyorlar. İkinci el pazarlardan, sokak satıcılarında her şeyi bulabiliyorsunuz, bunları satış tamamiyle serbest ve herkes dilediğince istediği şeyi vergisiz olarak satabiliyormuş. Festivale dahil olabilmek için sokağa adım atıyorsunuz ve her yer kutlamalarla dolu. Şehrin her köşesinde farklı tınılarda,...