Bu sabah uyanınca, hayatlarımız üzerinde etkisi çok yüksek olan Covid-19 hakkında blogumda, sosyal kelebek olan beni ve çevremi nasıl etkilediğine dair düşündüklerimi yazmak istedim..
Covid-19 vakaları dünyada ilk duyulduğunda ben hayatımın gidişatındaki normal grafik çizgisinin biraz negatifindeydim. Her şey yolunda değildi. İzmire arkadaşımı ziyarete gittim bir haftasonu ve Pazartesi ofise döndüğümde, vaka sayılarının İstanbul genelinde çok hızlı artmasından kaynaklı evden çalışmaya geçildiği belirtildi. Herkes, önemli eşyalarını toplayıp, dönüş tarihi belli olmayan bir duyuru maili ile evlerine geçti. O haftalarda sokaklarda in-cin top oynuyor ve kimse kimseye yaklaşmıyordu. Sosyal medyada özel uçaklarla yurtdışından fanus gibi cihazların içinde ülkeye getirilen covid hastalarını görüyorduk. Hastanelerdeki Covid belirtisi gösteren kişilerin yakınlarından, sokağa çıkmayın, bu inanılmaz kötü bir salgın içerikli hatta çok daha dramatik yazılar/paylaşımlar görüyorduk. Yakın ailemde ve arkadaşlarımdan doktor olan olmadığı için, doktorların yaşadıkları sadece hayalimde canlandırabildiğim kadardı.
Artık olağanüstü hallerin ilanı ve sokağa çıkma yasakları ile beraber, evde net bir iş/kişisel alan düzeni kurmak zorunda olduğumu hissediyordum. Herkesle eskisinden çok daha fazla görüşüyordum. Her akşamım ardı ardına yapılan FaceTimelar ile geçiyordu. Yine de inanılmaz bir psikolojik baskıda hissediyordum kendimi. Sanki sosyal bir varlık olmak doğamda var, iletişim kurmazsam yaşayamam gibi geliyordu ama aynı zamanda bu kadar yoğun iletişim kurmak da biraz yorucu geliyordu. Derken süreçte, yasakların olmadığı zaman aralıklarında iletişimimi yüz yüze yapmaya başlamıştım ve FaceTimeı oldukça minimumda tutuyordum.
İlk olarak evde güzel bir çalışma alanı oluşturmaya yönelik çalıştım. Abimin ofisten, o zamanlar bizim aileye yakın bir iç mimar ile odamın tasarımını, mobilyalarını tamamen değiştirdik. Güzel bir yaşam alanı oluşturduk. Bugün de keyifli odamdan bildiriyorum. Yaptığım en temel ve yerinde değişiklik oldu bence.
Ara sıra, örneğin haftasonları hükümet tamamen kapanmaları ilan etmeye başlamıştı. Marketler talan ediliyordu. Kişiler evlerinin olmadıkları şehirlerde mahsur kalıyorlardı. Özel izinler alınmalıydı. 65 yaşındaki insanlara(annem ve babam) ayrıca sokağa çıkma yasakları uygulanıyordu. Dünya ile çoğunlukla aynı yasaklara uyuyorduk ama farklı ülkelerdeki arkadaşlarımla görüşüp, hepsinin ülkesinde bunun ne kadar kötü yönetildiği ile ilgili bilgiler alıyordum. Açıkçası bu sağlık sıkıntısını yönetmenin en iyi yolunun ne olduğunu da kimse bilmiyordu ve maalesef bu hazırlıksızlık her ülkeyi ayrı ayrı kötü etkiliyordu. Biraz umutsuz hissetmeye başladığım bir zamanlardı bu zamanlar. Ne zaman ofise ve normal yaşantımıza döneceğimiz belli değildi. Maskeler takıyorduk, her şey tek kullanımlıktı. Doğayı mahvediyorduk. Hiçbir yönden sürdürülebilir bir yaşam değildi.
Tanıdığım herkes ama herkes hayatında köklü değişiklikler yaptı bunların başlıcaları iş değiştirme, ilişki, evlilik, nişan, taşınma, ev, araba alma/satma... Herkes ne kadar üretici olduğunu gösterme çabasındaydı. Ekmekler ve sağlıklı yemekler yapılıyordu, kitaplar ardı ardına okunup bitiriliyordu, değişik hobiler edinildi. Evde kapalı kaldığımızda kendimizi iyi hissedebileceğimiz her şeyi yapıyorduk. Online oyunlar oynuyorduk. Haftasonu yasaklarında yakın şehir dışında evler tutup covid rahatsızlığı olmadığını düşündüğümüz arkadaş gruplarımızla beraber vakit geçiriyorduk. Artık restaurantlarda yemekler yemiyorduk, her şey evlerde oluyordu, partiler, buluşmalar, akşam yemekleri. Ev daha önce sadece uyumak için girdiğim bir yer iken, artık tüm yaşantımı geçirdiğim kutucuğa dönüşmüştü.
Sosyalliği korumanın, aynı zamanda toplumsal davranış alışkanlıklarımızı stabil tuttuğunu düşündüm bir dönem. Çok içine kapanmış arkadaşlarım, toplum içinde daha kendilerince davranıyorlardı artık. Süreçte çok bencil olacak herkes diye düşündüğüm bir dönem de oldu, sonra zamanla gördüm ki, insan neyse o. Kişi bencilse zaten bencil devam ediyor. Değilse x davranışı varsa normal x davranışıyla beraber hayatına devam ediyor.
Zaten bu 1.5 senelik sırasıyla 2020 kışını, yazını, 2021 kışını ve yazını kendi adıma şanslı geçirdim/geçiriyorum. Verilen izinler doğrultusunda yapmayı hoşlandığım her aktiviteyi yapıyordum. Arkadaşlarımla bir araya gelebiliyordum. Restaurantlarda hizmet için para ödeyemediğimizden, tüm bu miktarları hobilerim için kullanabiliyordum. Motosiklet aldım, snowboard aldım. Türkiye içinde seyahat izni olduğu zamanlarda gitmediğim görmediğim yerleri gezdim. Hiç daha önce yapmadığım bir şey olan çadır kampı işine girip, kendimle ilgili yeni farkındalıklarımı arttırdım. Yeni insanlar tanıdım ve hayatıma dahil ettim, paylaşımımı derinleştirdim bazısıyla ve gerçekten çok seviniyorum bu insanlar hayatıma girdikleri için, gerçekten hayatımda yeri olmayan kişiler doğal seleksiyon yoluyla hayatımdan elendiler. Her anlamda süreç bana 1.5 sene sonunda bulunduğum negatif konumdan çok daha iyi hissettiğim bir yere çekti beni.
Covidden olabildiğince uzak durmaya dikkat ediyordum ama bir snowboard tatilinden dönüşte covid testim pozitif çıktı ve 3 haftalık yoğun bir hastalık dönemi geçirdim. Hastalığı beraber geçirdiğim arkadaşımla birbirimize çok destek olduk süreçte. İkimizde ailelerimizden uzak ev karantinasındaydık. Telefonla dahi konuşamayacak kadar bitkindik, ailelerimize haber verip, birbirimizin durumunu gidişatını kontrol ediyorduk sadece. Atlattığımız için çok mutluyum ve tek dileğim sağlık konusunda yaşadığımız sıkıntıların en kısa zamanda , yalnızca anılarımızda kalması. Biz şanslıydık ki, yakın ailemizde covid dolayısıyla çok büyük sıkıntı çeken insanlar olmadı. Bizler kendimizi nasıl geliştiririz diye sürece başlayıp, herkes gibi kendimizce içe dönüp psikolojik çözümlemeler bulmaya çalışıp, kendine katabildiğini katıp, sonra da toparlanan insancıklar olarak hayatımıza devam ediyoruz.
İş ile ilgili motivasyon iniş çıkışlarım çok oldu. Uzaktan çalışma süreci benim iş hayatımı pek etkilemedi. İş ile ilgili kitaplar okuyup, gün içindeki üretkenliğimi yüksek tutmaya çalışsam da, hiçbir şey yapamadığım günler de oldu. Havacılık sektöründe olduğum için işten çıkarmalar gerçekleşti şirketimde ve hatta ekibimde, yoğun bütçe kısıtlamalarına gidildi. Çok yoğun çalışma günlerim ve hatta takiben gecelerim oldu. Zaten evdeyiz hep bilgisayarın başındayız diyerek, hiç başından kalmadan işler tamamladım. Yeni projelere dahil oldum, işle ilgili motivasyonumu çok kaybetmeye başlayacağım bir dönemde terfi aldım ve kendimi bi nebze olsun motive ve yenilenmiş hissettim. Bir takım yeni beklentiler oluştu. Kendim için yeni planlar yapabilir hale geldim.
En son olarak, en önemli farkındalığımdan bahsetmek istiyorum. Okuduğunuz herhangi bir kitapta kesin denk gelmişsinizdir, herhangi bir yaşlı/tecrübeli insandan duymuşsunuzdur: "Zamanınızın kıymetini bilin." Evvet işte burada, ilk olarak İstanbul trafiğinde geçirdiğim zamanı kendime ayırabildiğimi görünce başladı bu farkındalık kırıntısı. Ardından gereksiz sohbetler ve buluşmalar için harcadığım zamanı farkettim, hani sırf öylesine sohbet etmek için yapılan görüşmeler, o görüşmeler için yolda geçen zaman... Hepsinin yerini daha yakın kişilerle, derin ve anlamlı sohbetler aldı bu süreçte. Evde boş yatan biri hiç olmadım ama evde kendimle ilgilenmek için zamanım ne kadar azmış. Kendimle ilgilenecek zaman ayırınca ne kadar da mutlu oluyormuşum. İşte çözülmeyen bir proje olunca, ona uygun zaman ayırmanın gerekli olduğunu zaten biliyordum ama dikkat dağınıklığı olmadan uygun zamanı ayırmak ne de önemliymiş ve her süreci hızlandırıyormuş. Geçirdiğim her bir saniyeyi anlamlı geçirebilmeye çalıştım desem abartmış olmam, bu şekilde bir daha geri dönemeyeceğim anları hep dolu dolu ve yoğun yaşadım. Bu en önemli farkındalık bana Pandemi sürecinde geldiği için Neler Yaptın Covid-19 başlığı koymuştum yazıya ama ben yazıyı tamamlarken tüm kredileri geçmişteki zaman kayıplarıma vermek istiyorum.
Yaşadığınız her saniyenin gerçekten anlamının farkında olarak, sağlıklı ve gönlünüzce yaşayabilmeniz umudumla...
Cansu.
Yorumlar
Yorum Gönder