15 gündür ilk kez bilgisayarın başına geçip bir şeyler karalama fırsatı buldum. Supervisorım Hollanda da değil ve benim şuan canım proje çalışmak istemiyor, daha Salı olmasına rağmen aşşırı yorgunum. Kısacası öğle arası öncesi azıcık kaytarıyorum denebilir. Birkaç gündür yazacaklarımı da kafamda tasarlıyordum, zaman aşımına uğratmadan paylaşmak istedim.
İlk hafta gerçekten çok zordu; alışma süreci başlığı altında toplayabileceğim tüm personal failure durumlarını yaşadım. Vizem beklenenden 4 gün geç çıktığı için oturum kartım da 4 gün gecikti. Resmi olarak ayın 1 inde başlamam gerekirken ayın 6 sında başlayabildim, bunun yanı sıra İngilizce gramerini katletmemden tutunda, iş yerinde fermuarımın bozulması ve 1 gün fermuarım açık gezmem, bir sabah yanlış otobüse binip şehrin diğer bir ucuna gidip işe 2 saat geç gelmem de dahil olmak üzere, yemek yaparken mutfakta elim ayağımın birbirine karışması ve ev arkadaşlarımın yanında şapşirik gibi davranmalarım da bu sevdaya dahil. Yine de en azından fermuar olayında biraz şanslıydım sanırım, uzun bir kazak giyiyordum o gün.
İlk hafta sudan çıkmış balık gibiydim kısacası. Saf saf ne yapacağını bilmeyen biri gibi davranmalarım çok oldu. Erasmus farklı milletten insanları bir araya getiren bir olay. Herkes oldukça hoşgörülü. Eleştirmeden kabulleniş ve mutlu oluş söz konusu. Her tecrübeye ve bilgiye açık olan insanlarla birliktesin. Her gün bir şey öğreniyorsun. Sorumluluk kavramın en alt levelda, yani yalnızca kendinden sorumlusun. Genellikle amaç gezmek görmek eğlenmek. Hayatta normal şartlar altında asla elde edilemeyecek olan bir fırsattır erasmus.
Şuan da gerçek hayatın içersindeyim. Bir erasmus/exchange programı ya da bir dil kursu ya da herhangi bir work&travel muhabbeti içerisinde değilim. Gerçekten mesai saatleri içerisinde geldiğim bir enerji araştırma merkezi var. İş arkadaşlarım var. Zamanında yetiştirmem gereken işler ve sorumluluklarım var. Yani üniversiteden mezun olduktan sonra işe başlayan herkes gibiyim bir bakıma. Yalnızca biraz farklı olarak tanımadığım alışkanlıklara sahip tanımadığım insanlar ile aynı balon içerisindeyim. İnsanları yargılamak kişisel bir problemdir ancak her yerde insanlar birbirlerini kaçınılmaz bir şekilde yargılar. İlk başlarda yabancı bir ortamda, insanların yargıladıkları şeylere tanık olup biraz da dedikodu duyunca insan çekiniyor açıkçası; ya bir sonraki kurban ben olursam diye. Alışınca geride kalıyor tabi bu korkular, kendine güven ile ilgili sanırım biraz.
Çalıştığım kurum Energy Research Center Nederlands (ECN) olarak geçiyor ve gerçekten çok başarılı insanlarla birlikteyim. Dediğim gibi günden güne alışıyorum. Çalışanlar ve stajyerlere karışık olarak partiler ve etkinlikler düzenleniyor. Dışarda aktivitelere de davet ediyorlar.
Ev arkadaşlarımın ikisi de Hollandalı. Biri iletişim mezunu ancak peynir yapan çiftlikte çalışıp eve taze peynir getiriyor :D Diğeri de 14-16 yaş grubu için Almanca öğretmeni. Çoook sıcakkanlı insanlar değiller aslına bakarsanız ama yeterince iyiler. Tipik Avrupalılar; herkes kendinden sorumlu kimse kimseye karışmıyor vs. Öğretmen olan Anne, bir grupta back vocal. Bir gün onu dinlemeye gitmek istiyorum. Müzisyen çok ama ofiste. Hemen herkesin bi hobisi var, insanlar sosyalleşmek için bu tarz clubları kullanıyorlarmış. Ev sahibi olan Rixt, sürekli olarak geziyor. Ne zaman evde olmasa odasını başka birine kiralıyor. Böylece bende değişik insanlar tanımış oluyorum, işime yarıyor.
Ofiste 1 tane Hollandalı, 1 tane Hollandada doğup büyümüş ancak Hint kökenli, 1 tane Hintli çocuk ve 1 tane de Avusturyalı kız var. Hepsi master seviyesindeler. Çoğunlukla tez yazıyorlar. Öğle arasında tüm Wind ve Solar Enegy çalışanlarıyla beraber yiyoruz. O ortam çok keyifli oluyor. Her sabah ve öğleden sonra kahve arası yapıyoruz. Kahve almak için başka bir binaya gittiğimizden gerçekten ara vermiş oluyoruz. İş dışında güzel vakit geçirdiğimiz dakikalar.
Kullandığımız restaurantı kullanan Nükleer Enerji Araştırma Merkezi çalışanları da var. Onlarla henüz tanışmadım ama bizimle aynı kampüste farklı bir bina da çalışmaktalar.
Çalıştığım projeyi başka bir yazımda detaylı bir şekilde anlatacağım. Taslak olarak duran birden çok proje yazım var ancak burada pek fırsat bulamıyorum tamamlamaya. Onlara bir de bilimsel kafa yormak gerekiyor.
Daha yalnızca 2 haftasonu geçirdim. İlkinde oda temizlemesi ve şehir keşfetmesi yaptım İkinci haftasonumda yaşadığım ilginç bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Amsterdam Central Station evime 20 dk uzaklıkta. Amsterdamdaydım ve fotoğraf çekerek dolaşıyordum. Daha önce Amsterdam'da yalnızca King's Day için bulunmuştum. Şehrin festivalsiz halini keşfederken bir grupla tanıştım. Amerikalılardı, ayaküstü biraz sohbet ettik fotoğraflarını çektim. Daha sonra bir otelin fotoğrafını çekerken bir grup bana bakıyordu ve yapının fotoğrafı çektiğim açıdan çok güzel gözüktüğüyle ilgili birkaç taktik verdim onlara. Meğer onlar da Türkmüş. Evet bu Avrupa'nın hemen hemen her yerinde başıma gelmiş bir olay olduğu için çokta şaşırmadım. Onlardan da fotoğrafımı çekmelerini istedim. Sonrasında yola devam ederken bacaklarımdan belime doğru biraz ağrı hissettim meğer 5.5 saattir yürüyormuşum. Dam square de oturup dinlendim biraz o sırada ofisten arkadaşlarım akşam için bir yere davet ettiler. Akşam yemeği için eve geçtim. Yemeğimi yiyip onlarla buluştum. Çalışanlardan İngiliz biri var, Oxford'ta eğitim almış ve Türkiye'de Zorlu Energy Grup ile bir projede çalışmışlar. Deneyimler, din, Türkiye'deki güncel siyasi durum, hint yemekleri gibi değişik konulardan konuştuk ve artık git gide kendimi alışmış hissediyordum. O akşamdan sonra hem ofise karşı daha samimi oldum hem de uykularımda sorun yaşamamaya başladım. Bir bakıma tedirginliğim ve soru işaretlerim azaldı diyebiliriz. Sonrasında ev sahibimiz bizi yogaya davet etti. Hava güzel olduğunda koşuya çıkarım genelde ben. Sporun her dalını her zaman çok sevmişimdir. Bizim için araba ayarlamış ve üçümüz yogaya gittik. Kurs Flemenkçeydi ama çok farketmez nasılsa Yoga evrensel. Sun ve Moon Salutation içeren güzel bir egzersiz yaptık. Cardio dışında bu tarz denge ve esneklik egzersizlerini 2 aydır yapmıyordum ama yine de gayet başarılı geçti benim açımdan. Kızlarda etkilenmedi değil hani. Şaka bir yana adımlarımda tüm vücudumda ağrı hissediyorum. (Yoga'ya dün gitmiştik) :D
Bu etkinlikte ev arkadaşlarıma alışabilmem için çok iyi oldu. Böylelikle yeni yaşantıma günden güne alışıyorum. Yeni bir işim var. Yeni bir banka hesabım oldu. Yeni bir sağlık sigortamda var.
Artık ayak uydurup hepsinin tadını çıkarma vakti...
İlk hafta gerçekten çok zordu; alışma süreci başlığı altında toplayabileceğim tüm personal failure durumlarını yaşadım. Vizem beklenenden 4 gün geç çıktığı için oturum kartım da 4 gün gecikti. Resmi olarak ayın 1 inde başlamam gerekirken ayın 6 sında başlayabildim, bunun yanı sıra İngilizce gramerini katletmemden tutunda, iş yerinde fermuarımın bozulması ve 1 gün fermuarım açık gezmem, bir sabah yanlış otobüse binip şehrin diğer bir ucuna gidip işe 2 saat geç gelmem de dahil olmak üzere, yemek yaparken mutfakta elim ayağımın birbirine karışması ve ev arkadaşlarımın yanında şapşirik gibi davranmalarım da bu sevdaya dahil. Yine de en azından fermuar olayında biraz şanslıydım sanırım, uzun bir kazak giyiyordum o gün.
İlk hafta sudan çıkmış balık gibiydim kısacası. Saf saf ne yapacağını bilmeyen biri gibi davranmalarım çok oldu. Erasmus farklı milletten insanları bir araya getiren bir olay. Herkes oldukça hoşgörülü. Eleştirmeden kabulleniş ve mutlu oluş söz konusu. Her tecrübeye ve bilgiye açık olan insanlarla birliktesin. Her gün bir şey öğreniyorsun. Sorumluluk kavramın en alt levelda, yani yalnızca kendinden sorumlusun. Genellikle amaç gezmek görmek eğlenmek. Hayatta normal şartlar altında asla elde edilemeyecek olan bir fırsattır erasmus.
Şuan da gerçek hayatın içersindeyim. Bir erasmus/exchange programı ya da bir dil kursu ya da herhangi bir work&travel muhabbeti içerisinde değilim. Gerçekten mesai saatleri içerisinde geldiğim bir enerji araştırma merkezi var. İş arkadaşlarım var. Zamanında yetiştirmem gereken işler ve sorumluluklarım var. Yani üniversiteden mezun olduktan sonra işe başlayan herkes gibiyim bir bakıma. Yalnızca biraz farklı olarak tanımadığım alışkanlıklara sahip tanımadığım insanlar ile aynı balon içerisindeyim. İnsanları yargılamak kişisel bir problemdir ancak her yerde insanlar birbirlerini kaçınılmaz bir şekilde yargılar. İlk başlarda yabancı bir ortamda, insanların yargıladıkları şeylere tanık olup biraz da dedikodu duyunca insan çekiniyor açıkçası; ya bir sonraki kurban ben olursam diye. Alışınca geride kalıyor tabi bu korkular, kendine güven ile ilgili sanırım biraz.
| Ayın altısı, resmi olarak ilk iş günü |
Ev arkadaşlarımın ikisi de Hollandalı. Biri iletişim mezunu ancak peynir yapan çiftlikte çalışıp eve taze peynir getiriyor :D Diğeri de 14-16 yaş grubu için Almanca öğretmeni. Çoook sıcakkanlı insanlar değiller aslına bakarsanız ama yeterince iyiler. Tipik Avrupalılar; herkes kendinden sorumlu kimse kimseye karışmıyor vs. Öğretmen olan Anne, bir grupta back vocal. Bir gün onu dinlemeye gitmek istiyorum. Müzisyen çok ama ofiste. Hemen herkesin bi hobisi var, insanlar sosyalleşmek için bu tarz clubları kullanıyorlarmış. Ev sahibi olan Rixt, sürekli olarak geziyor. Ne zaman evde olmasa odasını başka birine kiralıyor. Böylece bende değişik insanlar tanımış oluyorum, işime yarıyor.
Ofiste 1 tane Hollandalı, 1 tane Hollandada doğup büyümüş ancak Hint kökenli, 1 tane Hintli çocuk ve 1 tane de Avusturyalı kız var. Hepsi master seviyesindeler. Çoğunlukla tez yazıyorlar. Öğle arasında tüm Wind ve Solar Enegy çalışanlarıyla beraber yiyoruz. O ortam çok keyifli oluyor. Her sabah ve öğleden sonra kahve arası yapıyoruz. Kahve almak için başka bir binaya gittiğimizden gerçekten ara vermiş oluyoruz. İş dışında güzel vakit geçirdiğimiz dakikalar.
Kullandığımız restaurantı kullanan Nükleer Enerji Araştırma Merkezi çalışanları da var. Onlarla henüz tanışmadım ama bizimle aynı kampüste farklı bir bina da çalışmaktalar.
Çalıştığım projeyi başka bir yazımda detaylı bir şekilde anlatacağım. Taslak olarak duran birden çok proje yazım var ancak burada pek fırsat bulamıyorum tamamlamaya. Onlara bir de bilimsel kafa yormak gerekiyor.
Daha yalnızca 2 haftasonu geçirdim. İlkinde oda temizlemesi ve şehir keşfetmesi yaptım İkinci haftasonumda yaşadığım ilginç bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Amsterdam Central Station evime 20 dk uzaklıkta. Amsterdamdaydım ve fotoğraf çekerek dolaşıyordum. Daha önce Amsterdam'da yalnızca King's Day için bulunmuştum. Şehrin festivalsiz halini keşfederken bir grupla tanıştım. Amerikalılardı, ayaküstü biraz sohbet ettik fotoğraflarını çektim. Daha sonra bir otelin fotoğrafını çekerken bir grup bana bakıyordu ve yapının fotoğrafı çektiğim açıdan çok güzel gözüktüğüyle ilgili birkaç taktik verdim onlara. Meğer onlar da Türkmüş. Evet bu Avrupa'nın hemen hemen her yerinde başıma gelmiş bir olay olduğu için çokta şaşırmadım. Onlardan da fotoğrafımı çekmelerini istedim. Sonrasında yola devam ederken bacaklarımdan belime doğru biraz ağrı hissettim meğer 5.5 saattir yürüyormuşum. Dam square de oturup dinlendim biraz o sırada ofisten arkadaşlarım akşam için bir yere davet ettiler. Akşam yemeği için eve geçtim. Yemeğimi yiyip onlarla buluştum. Çalışanlardan İngiliz biri var, Oxford'ta eğitim almış ve Türkiye'de Zorlu Energy Grup ile bir projede çalışmışlar. Deneyimler, din, Türkiye'deki güncel siyasi durum, hint yemekleri gibi değişik konulardan konuştuk ve artık git gide kendimi alışmış hissediyordum. O akşamdan sonra hem ofise karşı daha samimi oldum hem de uykularımda sorun yaşamamaya başladım. Bir bakıma tedirginliğim ve soru işaretlerim azaldı diyebiliriz. Sonrasında ev sahibimiz bizi yogaya davet etti. Hava güzel olduğunda koşuya çıkarım genelde ben. Sporun her dalını her zaman çok sevmişimdir. Bizim için araba ayarlamış ve üçümüz yogaya gittik. Kurs Flemenkçeydi ama çok farketmez nasılsa Yoga evrensel. Sun ve Moon Salutation içeren güzel bir egzersiz yaptık. Cardio dışında bu tarz denge ve esneklik egzersizlerini 2 aydır yapmıyordum ama yine de gayet başarılı geçti benim açımdan. Kızlarda etkilenmedi değil hani. Şaka bir yana adımlarımda tüm vücudumda ağrı hissediyorum. (Yoga'ya dün gitmiştik) :D
Bu etkinlikte ev arkadaşlarıma alışabilmem için çok iyi oldu. Böylelikle yeni yaşantıma günden güne alışıyorum. Yeni bir işim var. Yeni bir banka hesabım oldu. Yeni bir sağlık sigortamda var.
Artık ayak uydurup hepsinin tadını çıkarma vakti...
çok iyi
YanıtlaSil